Muğla'da toplu tecavüzle suçlanan altı kişi hakkındaki iddianame, 18 yaşından küçük iki sanığın aynı olaydan yargılandığı davanın ilk duruşması görülürken tamamlandı. Bu sırada Türkiye'nin her yerinden kadınlar, adliye önünde eylemdeydi.
2007 yılı Haziran ayında Muğla ili Fethiye ilçesi Gebeler kaplıcasında aralarında Milli Eğitim müfettişi ve öğretmenlerinin de olduğu tecavüzcülerden tespit edilebilen sekiz sanık hakkında suç duyurusunda bulunulduğu halde, suç tarihinde yaşları 18'den küçük olan ikisi hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün görüldü.
Duruşma başlamadan önce Türkiye'nin her yerinden kadınlar, tecavüzcüleri koruyan ve Yargıtay kararına rağmen altı yetişkin tecavüz zanlısını yargılamayan hukuk sistemini protesto etmek üzere Muğla Adliyesi önündeydi. Kadınlar eylemlerini sürdürürken altı yetişkin zanlı hakkındaki iddianame de tamamlandı.
Kadınların müdahillik talebi kabul edilmedi
Üç yıllık hukuk mücadelesi sonunda başlayan ve Muğla Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın ilk duruşmasına, sanıklar ve savcının tanık olarak dinlenmesini istediği diğer altı zanlı katılmadı.
Mahkeme başkanı, Yargıtay kararına rağmen haklarında dava açılmayan altı kişi hakkındaki iddianamenin tamamlandığını açıkladı. Diğer dosyada sanık oldukları için mahkeme daha önce tanık olarak açıklanan altı kişinin dinlenmesinden vazgeçti. Mahkemenin iddianameyi kabul edip duruşma günü vermesi, her iki davanın aynı mahkemede görülmesi ve dosyaların birleştirilmesi bekleniyor.
Mahkeme, Mor Çatı, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadınlara Hukuki Destek Merkezi (KAHDEM) ve Amargi ile tek tek kadınların müdahillik başvurularını kabul etmedi. İzmir Barosu'nun gözlemci olarak davayı izleme talebi de sanıkların yaşlarının 18'den küçük olması ve davada gizlilik kararı bulunması nedeniyle reddedildi.
Savcının sanıklar hakkında tutuklama kararı çıkarılması talebi de reddedildi. Sanıkların zorla getirilmesine ve olay tarihinde nerede bulunduklarının belirlenmesi için cep telefonu sinyallerinin tespitine ilişkin talep ise kabul edildi. Dava 16 Mart'a ertelendi.
Kadın örgütleri adliye önündeydi
Denizli, Muğla, Antalya, Ankara, İzmir, İstanbul, Datça, Bodrum, Didim, Adana ve Fethiye'den yaklaşık 150 kadın, tecavüz olayını ve tecavüzcüleri kollayarak ilerleyen hukuki süreci protesto etmek üzere öğle saatlerinden itibaren Muğla Adliyesi önündeydi.
Kadınlar duruşma boyunca, "Tecavüz çetesi yargılansın", Erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz", "Yaşasın kadın dayanışması," "Kadınlar burada tecavüzcüler nerede", "Yargı tecavüzcüyü koruma" sloganları attı. Türkiye Tecavüze Karşı Kadın İnisiyatifi adına basın açıklamasının okunmasının ardından her ili temsilen bir kadın konuşma yaptı.
Açıklamada, tecavüze maruz kalan kadının yaptığı ilk başvurunun ardından İstanbul Adli Tıp Kurumu'nun raporuna rağmen Fethiye Savcılığı'nın takipsizlik kararı verdiğini hatırlatıldı. Takipsizlik kararına tecavüzcülerin "öğretmen" olmasının gerekçe gösterildiği belirtilerek, "Tecavüzcünün mesleğinin bir önemi yok. Tecavüzcü ressam, öğretmen, müfettiş, doktor olabilir" denildi.
Kadınlar tüm sorumluları tecavüze ortak olmamaya ve altı tecavüzcünün de en kısa zamanda yargılanmaları için sorumluluk almaya çağırdı. (BB/EÖ)
kaynak: http://bianet.org/bianet/kadin/127436-kadinlarin-eylemi-ses-verdi-alti-tecavuz-sanigina-iddianame-hazir
28 Ocak 2011 Cuma
25 Ocak 2011 Salı
"Erkek Şiddetinin Potansiyel Mağduru Değil Mağduruyuz"
Hiçbir kadın ya da erkek şiddetinden kurtulmuş değil. Bu nedenle çetele herkese, şiddeti 'öteki' kadın ve 'öteki' erkek ile ilişkilendiren algıları ile yüzleşmeleri çağrısı aynı zamanda. Kadınların yanı sıra erkeklerin de "kadına yönelik şiddet"i tartışma ve şiddete karşı mücadele içinde olmaları için bir davet...
bianet, geçtiğimiz yıl boyunca gazetelere, internet sitelerine ve haber ajanslarına yansıyan kadına yönelik şiddet haberlerini derleyerek "erkek şiddetinin" 2010 yılı çetelesini yayımladı.
Emine Özcan, 1 Ocak 2009 tarihli, "Neden Erkek Şiddetinin Çetelesini Tutuyoruz?" başlıklı yazısında, "Erkek şiddetinin çetelesini tutmak fikri; 2008 Nisan'ında gazetelerin cinsiyetçi dille şiddeti yeniden üretiyor olmasına, kadına yönelik şiddetin yine bu haberlerle gerekçelendirilmesine ve maalesef bu konuda araştırma yapılmadığı, elde somut veriler olmadığı için olayların münferitleşmesine itirazla ortaya çıktı" diyordu.
O günden bu yana değişen pek az şey oldu. Erkek şiddetinin boyutlarını ortaya koyacak resmi istatistiksel verilere ulaşmak halen pek kolay değil. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün aile içi şiddet araştırmasının sonucuna göre, şiddete uğrayan kadınların yüzde 92'sinin şikâyetçi olmadığını hatırlamak gerek. Haberler ise yalnızca adli makamlara yansıyan olayları konu ediyor. Üstelik onların da hepsini değil...
Erkek şiddeti hâlâ gazetelerin üçüncü sayfalarında, olayın failini değil mağdurunu odağa alarak, kadını "kurban" olarak konumlandırarak, "kadına yönelik şiddet" gerçeğini göz ardı ederek haber konusu olabiliyor. Böylece haberler "bazı kötü, hasta, sapkın, cahil" erkeklerin "bazı şanssız" kadınlara uyguladığı şiddet üzerinden kurgulanıyor. Şiddet klişelerle yeniden üretilirken kadın bir kez daha mağdur ediliyor. Kadına yönelik şiddet bağlamından kopuyor, sistematik şiddet göz ardı edilirken "erkek şiddeti" okurun çok uzağında konumlanıyor.
2010 yılı çetelesinin kadına yönelik şiddete dair gerçek verileri yansıttığını iddia etmekse elbette mümkün değil. Ancak çetele pekâlâ, erkek şiddetine dair bazı sembolik gerçekleri göz önüne seren bütünlüklü bir araştırma olarak değerlendirilebilir:
Kadınlar, kadın oldukları için öldürülüyor: 2010 yılı çetelesine yansıyan olaylarda şiddetin gerekçesi değişiyor gibi görünse de temelde yatan sebebin, erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakküm talepleri olduğu rahatlıkla görülebiliyor. Erkekler, kadınları kendilerine ait bir mülk gibi görüyor ve "kadınları" üzerinde sahip olduklarını düşündükleri haklardan hiçbir koşulda vazgeçmek istemiyorlar.
Münferit değil sistematik: Ortaya çıkan veriler, erkek şiddetinin hastalıklı ya da cahil kafaların ürünü olmadığı gibi herhangi bir ırka, etnik bölgeye, meslek ya da yaş grubuna özgü olmadığını da açıkça gösteriyor.
Devlet, şiddeti önlemekte yetersiz: Devlet, kadınları erkek şiddetinden koruma sorumluluğunu yerine getirmiyor. Kadınlar can güvenlikleri bulunmadığı için güvenlik güçlerine başvursa da öldürülmekten, yaralanmaktan, tacize, tecavüze maruz kalmaktan kurtulamıyor. Failler çoğu kez cezasız kalıyor ya da "tahrik indirimlerinden" faydalandırılıyorlar. Cezalar caydırıcı değil. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için bütünlüklü politikalara ihtiyaç duyuluyor.
Failler yakınımızda: Yaygın inanışın aksine kadınlar için tehlike sokakta değil, evlerinde. Kadınları en çok kocaları, sevgileri, babaları, eski kocaları ve erkek kardeşleri öldürüyor. Kadınları yaralayanlar arasında da ilk sırayı kocaları alıyor. Onları babaları, sevgilileri, eski kocaları, akrabaları izliyor. Taciz ve tecavüz failleri de çoğunlukla kadınların ve çocukların tanıdıkları erkekler. 2010'da kadınlara ve çocuklara tecavüz edenlerin yüzde 91.30'u mağdurların tanıdıkları erkeklerdi.
Her yaş ve meslekten erkek şiddet uygulayabilir: 2010'da her yaştan, meslek ve statüden erkek, her meslek yaş ve statüden kadına şiddet uyguladı.
Şiddete bahane çok: Kadınlık görevlerini yerine getirmedikleri, kocalarına su vermedikleri, yemek zamanında hazır olmadığı, kocalarıyla birlikte olmak istemedikleri, barışmayı kabul etmedikleri ya da evlenmek istedikleri için öldürülüyorlar. Kocasını uyandırıp işe gidip gitmeyeceğini sorduğu, kocasından izin almadan hastaneye gittiği, sigara külünü yere dökmemesini istediği, gezmeye gittiği, çalışmak istediği için şiddet gören kadınların varlığını da unutmamak gerek. Taciz ve tecavüz de erkeklerin sıkça başvurduğu cezalandırma yöntemlerinden biri.
Peki ya haber olmayanlar?: Haberlerde göremediğimiz için psikolojik, ekonomik ve sözel şiddete dair veriler çetelede yer bulmadı. Ancak tüm şiddet türlerinin birbiriyle ilişkisini gözeterek 2010 yılı boyunca haberlere konu olan tüm olaylarda kadınların aynı zamanda psikolojik, sözel ve ekonomik şiddete maruz bırakıldığını söylemek elbette mümkün. Ayrıca ekonomik, sözel ve psikolojik şiddetin kadınları, kendilerine şiddetten uzak bir hayat kurmak konusunda güçsüz bıraktığını da hatırlamak gerek.
Hepimiz erkek şiddetinin mağduruyuz: Genel algının aksine hiçbir kadın ya da erkek şiddetinden kurtulmuş değil. Hiç kimse "potansiyel kurban" değil; erkek şiddeti zaten her an hayatımızda. Tam da bu nedenle çetele, bütün kadınlar ve erkeklere kendileriyle ve şiddeti "öteki kadının başına gelen bir şey" olarak gören algıları ile yüzleşme çağrısı aynı zamanda. Kadınların yanı sıra erkeklerin de "kadına yönelik şiddet"i tartışma ve şiddete karşı mücadele içinde olmaları için bir davet... (BB/EÖ)
kaynak:http://bianet.org/bianet/insan-haklari/127402-erkek-siddetinin-potansiyel-magduru-degil-magduruyuz?sms_ss=facebook&at_xt=4d3ee6a61d9caa0a%2C0
bianet, geçtiğimiz yıl boyunca gazetelere, internet sitelerine ve haber ajanslarına yansıyan kadına yönelik şiddet haberlerini derleyerek "erkek şiddetinin" 2010 yılı çetelesini yayımladı.
Emine Özcan, 1 Ocak 2009 tarihli, "Neden Erkek Şiddetinin Çetelesini Tutuyoruz?" başlıklı yazısında, "Erkek şiddetinin çetelesini tutmak fikri; 2008 Nisan'ında gazetelerin cinsiyetçi dille şiddeti yeniden üretiyor olmasına, kadına yönelik şiddetin yine bu haberlerle gerekçelendirilmesine ve maalesef bu konuda araştırma yapılmadığı, elde somut veriler olmadığı için olayların münferitleşmesine itirazla ortaya çıktı" diyordu.
O günden bu yana değişen pek az şey oldu. Erkek şiddetinin boyutlarını ortaya koyacak resmi istatistiksel verilere ulaşmak halen pek kolay değil. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün aile içi şiddet araştırmasının sonucuna göre, şiddete uğrayan kadınların yüzde 92'sinin şikâyetçi olmadığını hatırlamak gerek. Haberler ise yalnızca adli makamlara yansıyan olayları konu ediyor. Üstelik onların da hepsini değil...
Erkek şiddeti hâlâ gazetelerin üçüncü sayfalarında, olayın failini değil mağdurunu odağa alarak, kadını "kurban" olarak konumlandırarak, "kadına yönelik şiddet" gerçeğini göz ardı ederek haber konusu olabiliyor. Böylece haberler "bazı kötü, hasta, sapkın, cahil" erkeklerin "bazı şanssız" kadınlara uyguladığı şiddet üzerinden kurgulanıyor. Şiddet klişelerle yeniden üretilirken kadın bir kez daha mağdur ediliyor. Kadına yönelik şiddet bağlamından kopuyor, sistematik şiddet göz ardı edilirken "erkek şiddeti" okurun çok uzağında konumlanıyor.
2010 yılı çetelesinin kadına yönelik şiddete dair gerçek verileri yansıttığını iddia etmekse elbette mümkün değil. Ancak çetele pekâlâ, erkek şiddetine dair bazı sembolik gerçekleri göz önüne seren bütünlüklü bir araştırma olarak değerlendirilebilir:
Kadınlar, kadın oldukları için öldürülüyor: 2010 yılı çetelesine yansıyan olaylarda şiddetin gerekçesi değişiyor gibi görünse de temelde yatan sebebin, erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakküm talepleri olduğu rahatlıkla görülebiliyor. Erkekler, kadınları kendilerine ait bir mülk gibi görüyor ve "kadınları" üzerinde sahip olduklarını düşündükleri haklardan hiçbir koşulda vazgeçmek istemiyorlar.
Münferit değil sistematik: Ortaya çıkan veriler, erkek şiddetinin hastalıklı ya da cahil kafaların ürünü olmadığı gibi herhangi bir ırka, etnik bölgeye, meslek ya da yaş grubuna özgü olmadığını da açıkça gösteriyor.
Devlet, şiddeti önlemekte yetersiz: Devlet, kadınları erkek şiddetinden koruma sorumluluğunu yerine getirmiyor. Kadınlar can güvenlikleri bulunmadığı için güvenlik güçlerine başvursa da öldürülmekten, yaralanmaktan, tacize, tecavüze maruz kalmaktan kurtulamıyor. Failler çoğu kez cezasız kalıyor ya da "tahrik indirimlerinden" faydalandırılıyorlar. Cezalar caydırıcı değil. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için bütünlüklü politikalara ihtiyaç duyuluyor.
Failler yakınımızda: Yaygın inanışın aksine kadınlar için tehlike sokakta değil, evlerinde. Kadınları en çok kocaları, sevgileri, babaları, eski kocaları ve erkek kardeşleri öldürüyor. Kadınları yaralayanlar arasında da ilk sırayı kocaları alıyor. Onları babaları, sevgilileri, eski kocaları, akrabaları izliyor. Taciz ve tecavüz failleri de çoğunlukla kadınların ve çocukların tanıdıkları erkekler. 2010'da kadınlara ve çocuklara tecavüz edenlerin yüzde 91.30'u mağdurların tanıdıkları erkeklerdi.
Her yaş ve meslekten erkek şiddet uygulayabilir: 2010'da her yaştan, meslek ve statüden erkek, her meslek yaş ve statüden kadına şiddet uyguladı.
Şiddete bahane çok: Kadınlık görevlerini yerine getirmedikleri, kocalarına su vermedikleri, yemek zamanında hazır olmadığı, kocalarıyla birlikte olmak istemedikleri, barışmayı kabul etmedikleri ya da evlenmek istedikleri için öldürülüyorlar. Kocasını uyandırıp işe gidip gitmeyeceğini sorduğu, kocasından izin almadan hastaneye gittiği, sigara külünü yere dökmemesini istediği, gezmeye gittiği, çalışmak istediği için şiddet gören kadınların varlığını da unutmamak gerek. Taciz ve tecavüz de erkeklerin sıkça başvurduğu cezalandırma yöntemlerinden biri.
Peki ya haber olmayanlar?: Haberlerde göremediğimiz için psikolojik, ekonomik ve sözel şiddete dair veriler çetelede yer bulmadı. Ancak tüm şiddet türlerinin birbiriyle ilişkisini gözeterek 2010 yılı boyunca haberlere konu olan tüm olaylarda kadınların aynı zamanda psikolojik, sözel ve ekonomik şiddete maruz bırakıldığını söylemek elbette mümkün. Ayrıca ekonomik, sözel ve psikolojik şiddetin kadınları, kendilerine şiddetten uzak bir hayat kurmak konusunda güçsüz bıraktığını da hatırlamak gerek.
Hepimiz erkek şiddetinin mağduruyuz: Genel algının aksine hiçbir kadın ya da erkek şiddetinden kurtulmuş değil. Hiç kimse "potansiyel kurban" değil; erkek şiddeti zaten her an hayatımızda. Tam da bu nedenle çetele, bütün kadınlar ve erkeklere kendileriyle ve şiddeti "öteki kadının başına gelen bir şey" olarak gören algıları ile yüzleşme çağrısı aynı zamanda. Kadınların yanı sıra erkeklerin de "kadına yönelik şiddet"i tartışma ve şiddete karşı mücadele içinde olmaları için bir davet... (BB/EÖ)
kaynak:http://bianet.org/bianet/insan-haklari/127402-erkek-siddetinin-potansiyel-magduru-degil-magduruyuz?sms_ss=facebook&at_xt=4d3ee6a61d9caa0a%2C0
24 Ocak 2011 Pazartesi
"Bağır herkes duysun, tecavüzcüler yargılansın!"
Üç yıl önce, Muğla'nın Fethiye İlçesi'nde yaşanan toplu tecavüz ve sonrasında tecavüzcüleri kollayarak ilerleyen hukuki sürece ilişkin "Tecavüze Karşı Kadın İnisiyatifi" tarafından bir basın açıklaması gerçekleştirildi.
Tecavüze maruz kalan kadın, geçirdiği travmaya bağlı yaşadığı hafıza kaybı nedeniyle olaylardan sekiz ay sonra Fethiye Savcılığı'na suç duyurusunda bulunabilmişti. Ancak savcılık konuyla ilgili herhangi bir delil toplamaya girişmediği gibi, varolan bilirkişi raporunu da görmezden gelerek tecavüzcüleri yargılamak konusunda bir adım atmadı.
Üç yıldır verilen mücadelenin ardından, kimliği bilinen tecavüzcülerden ancak 18 yaşın altında olan ikisi hakkında dava açıldı. Dava önümüzdeki hafta Fethiye'de görülecek. Diğer tecavüzcüler tanık olarak dinlenmek üzere mahkemeye çağırıldı.
Bugün yapılan basın açıklamasında, Türkiye'nin birçok ilinden kadınların, 26 Ocak'ta Fethiye'de olacakları duyuruldu. İnisiyatif daha sonra "Fethiye'deki tecavüzcüler yargılansın", "tecavüzün utancı bizim değildir" gibi sloganlarla Galatasaray Meydanı'na yürüdü.
Tecavüze Karşı Kadın İnisiyatifi tarafından okunan metnin tamamı:
Basına ve Kamuoyuna
2007 yılının haziran ayında Muğla İli'nin Fethiye İlçesi'nde Gebeler Kaplıcası'nda toplu tecavüze maruz bırakılan bir kadın arkadaşımızın 3 yıldır süren mücadelesi hala devam ediyor. Tecavüzcüler bu tarihe kadar ne tutuklandı ne de yargılandılar.
Toplu tecavüzden sonra yapılan şikayet üzerine, Fethiye Savcılığı, talep edilen hiçbir delil toplama işlemini gerçekleştirmedi: Buna ek olarak İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu'nun "Mevzu geçen ırza geçme olayı nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu adı verilen ağır nevroz hali tespit edilmiştir" şeklinde tecavüzü doğrulayan bilirkişi raporunu hiçe sayarak tecavüzcüleri yargılamaya gerek görmedi.
İç hukuk yollarının tükenmesi nedeniyle AİHM'e başvuru yapıldı ve dosya AİHM'de görüşülmeye başlandı. Adalet arayışına devam eden arkadaşımızın, Adalet Bakanlığı'na yapılan yazılı emir yoluyla bozma başvurusu-kadınların davayı sahiplenmesiyle birlikte-2010 yılında kabul edildi. 2011'in ilk ayına duruşma günü verilen davada, tespit edilebilen 8 tecavüzcüden 18 yaş altı olan 2'si yargılanmaya başlıyor.
Fethiye'ye 18 Ağustos 2010 Tarihinde Yargıtay Kararı ulaştı Bu bilgiye sahibiz: Ancak, tecavüzü planlayan organize eden, 18 yaş altı saldırganları, suça teşvik ve ortak eden 6 yetişkin saldırgan için bir dava tarihi henüz verilmedi. Yargılanmaya başlanmamış olan 6 tecavüzcü, açılan bu davada savcı tarafından tecavüzün tanıkları olarak belirlendi. Yargılanması gereken 6 tecavüzcü, aynı tecavüz davasında saldırının tanıkları olarak dinlenecek.
Bu saldırganları kim ya da kimler koruyor?
Bu durum gösteriyor ki tecavüzcüyü bizzat devlet ve devletin organı olan hukuk sistemi koruyor. Tecavüzcülerin yargılanmadığı bir hukuk sisteminde devletten güç alan bu saldırganlar şiddetlerinin dozunu arttırarak suç işlemeye devam ediyorlar.
Erkek egemen kapitalist düzende tecavüz, dizilerde ve gazetelerin 3. sayfa haberlerinde pornografik bir malzemeye, parodilerde eğlence unsuruna dönüştürülerek, sıradanlaştırılıp, suç olmaktan çıkarılıyor.
Tecavüzün suç sayılmadığı, suçluların aramızda dolaştığı, kadınların tecavüz korkusuyla yaşadığı bir ülkede medya ve yargı organları biz kadınların güvenlik hakkımızı ihlal ediyor. Erkek egemen kapitalist sistem üretiyor gericilik besliyor.
Bu sebeple biz kadınlar Fethiye'deki toplu tecavüz davasını ve yargı organlarını takibe alarak bu davaya müdahil olmak istiyoruz. Türkiyenin birçok ilinde bu davaya gidiş için bir hazırlık olduğu gibi, biz İstanbul'daki kadınlar da Çarşamba günü Fethiye'deki toplu tecavüz davasının 18 yaş altı için açılan ilk duruşmasına gidiyoruz. Bu davaya tüm kadınları ve basını davet ediyoruz.
Tecavüze karşı susmak suça ortak olmaktır.
FETHİYE ADLİYESİ AĞIR CEZA MAHKEMESİ
26 OCAK 2011 SAAT: 14.30
TECAVÜZE KARŞI KADIN İNİSİYATİFİ
Metne İmza Veren Örgütler:
Bağımsız Feministler,
Amargi Kadın Kooperatifi,
Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu,
DÖKH,
FİLMMOR,
Gökkuşağı Kadın Derneği,
Gözaltında Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu,
İLLET,
İmece Kadın Derneği,
KADAV,
Kadın Emeği Kolektifi,
Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği,
Mor Çatı,
Petrol-iş Kadın Dergisi,
Sendikalarda Şiddet ve Ayrımcılığa Karşı Kadın İnisiyatifi,
Sosyalist Feminist Kolektif,
Sosyalist Kadın Meclisi,
Taciz ve Tecavüze Son İnisiyatifi,
BDP'li Kadınlar,
DİSK İşçi Kadın Komisyonu,
DSİP'li Kadınlar
EDP'li Kadınlar,
Eğitim-Sen İstanbul 3 nolu Şube Kadın Komisyonu,
EHP'li Kadınlar,
EMEP'li Kadınlar,
Emekli-Sen 3 nolu Şube Kadın Komisyonu,
ESP Sosyalist Kadın Meclisleri
İHD Kadın Komisyonu,
İTÜ Kadın Atölyesi,
Lambda'lı Kadınlar,
ÖDP'li Kadınlar,
SDP'li Kadınlar,
Sosyalist Partili Kadınlar,
TMMOB'li Kadınlar,
TTB Kadın Hekim Kolu,
Yeşiller Partisi Kadınları
kaynak:http://www.marksist.org/haberler/2867-bagir-herkes-duysun-tecavuzculer-yargilansin
Tecavüze maruz kalan kadın, geçirdiği travmaya bağlı yaşadığı hafıza kaybı nedeniyle olaylardan sekiz ay sonra Fethiye Savcılığı'na suç duyurusunda bulunabilmişti. Ancak savcılık konuyla ilgili herhangi bir delil toplamaya girişmediği gibi, varolan bilirkişi raporunu da görmezden gelerek tecavüzcüleri yargılamak konusunda bir adım atmadı.
Üç yıldır verilen mücadelenin ardından, kimliği bilinen tecavüzcülerden ancak 18 yaşın altında olan ikisi hakkında dava açıldı. Dava önümüzdeki hafta Fethiye'de görülecek. Diğer tecavüzcüler tanık olarak dinlenmek üzere mahkemeye çağırıldı.
Bugün yapılan basın açıklamasında, Türkiye'nin birçok ilinden kadınların, 26 Ocak'ta Fethiye'de olacakları duyuruldu. İnisiyatif daha sonra "Fethiye'deki tecavüzcüler yargılansın", "tecavüzün utancı bizim değildir" gibi sloganlarla Galatasaray Meydanı'na yürüdü.
Tecavüze Karşı Kadın İnisiyatifi tarafından okunan metnin tamamı:
Basına ve Kamuoyuna
2007 yılının haziran ayında Muğla İli'nin Fethiye İlçesi'nde Gebeler Kaplıcası'nda toplu tecavüze maruz bırakılan bir kadın arkadaşımızın 3 yıldır süren mücadelesi hala devam ediyor. Tecavüzcüler bu tarihe kadar ne tutuklandı ne de yargılandılar.
Toplu tecavüzden sonra yapılan şikayet üzerine, Fethiye Savcılığı, talep edilen hiçbir delil toplama işlemini gerçekleştirmedi: Buna ek olarak İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu'nun "Mevzu geçen ırza geçme olayı nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu adı verilen ağır nevroz hali tespit edilmiştir" şeklinde tecavüzü doğrulayan bilirkişi raporunu hiçe sayarak tecavüzcüleri yargılamaya gerek görmedi.
İç hukuk yollarının tükenmesi nedeniyle AİHM'e başvuru yapıldı ve dosya AİHM'de görüşülmeye başlandı. Adalet arayışına devam eden arkadaşımızın, Adalet Bakanlığı'na yapılan yazılı emir yoluyla bozma başvurusu-kadınların davayı sahiplenmesiyle birlikte-2010 yılında kabul edildi. 2011'in ilk ayına duruşma günü verilen davada, tespit edilebilen 8 tecavüzcüden 18 yaş altı olan 2'si yargılanmaya başlıyor.
Fethiye'ye 18 Ağustos 2010 Tarihinde Yargıtay Kararı ulaştı Bu bilgiye sahibiz: Ancak, tecavüzü planlayan organize eden, 18 yaş altı saldırganları, suça teşvik ve ortak eden 6 yetişkin saldırgan için bir dava tarihi henüz verilmedi. Yargılanmaya başlanmamış olan 6 tecavüzcü, açılan bu davada savcı tarafından tecavüzün tanıkları olarak belirlendi. Yargılanması gereken 6 tecavüzcü, aynı tecavüz davasında saldırının tanıkları olarak dinlenecek.
Bu saldırganları kim ya da kimler koruyor?
Bu durum gösteriyor ki tecavüzcüyü bizzat devlet ve devletin organı olan hukuk sistemi koruyor. Tecavüzcülerin yargılanmadığı bir hukuk sisteminde devletten güç alan bu saldırganlar şiddetlerinin dozunu arttırarak suç işlemeye devam ediyorlar.
Erkek egemen kapitalist düzende tecavüz, dizilerde ve gazetelerin 3. sayfa haberlerinde pornografik bir malzemeye, parodilerde eğlence unsuruna dönüştürülerek, sıradanlaştırılıp, suç olmaktan çıkarılıyor.
Tecavüzün suç sayılmadığı, suçluların aramızda dolaştığı, kadınların tecavüz korkusuyla yaşadığı bir ülkede medya ve yargı organları biz kadınların güvenlik hakkımızı ihlal ediyor. Erkek egemen kapitalist sistem üretiyor gericilik besliyor.
Bu sebeple biz kadınlar Fethiye'deki toplu tecavüz davasını ve yargı organlarını takibe alarak bu davaya müdahil olmak istiyoruz. Türkiyenin birçok ilinde bu davaya gidiş için bir hazırlık olduğu gibi, biz İstanbul'daki kadınlar da Çarşamba günü Fethiye'deki toplu tecavüz davasının 18 yaş altı için açılan ilk duruşmasına gidiyoruz. Bu davaya tüm kadınları ve basını davet ediyoruz.
Tecavüze karşı susmak suça ortak olmaktır.
FETHİYE ADLİYESİ AĞIR CEZA MAHKEMESİ
26 OCAK 2011 SAAT: 14.30
TECAVÜZE KARŞI KADIN İNİSİYATİFİ
Metne İmza Veren Örgütler:
Bağımsız Feministler,
Amargi Kadın Kooperatifi,
Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu,
DÖKH,
FİLMMOR,
Gökkuşağı Kadın Derneği,
Gözaltında Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu,
İLLET,
İmece Kadın Derneği,
KADAV,
Kadın Emeği Kolektifi,
Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği,
Mor Çatı,
Petrol-iş Kadın Dergisi,
Sendikalarda Şiddet ve Ayrımcılığa Karşı Kadın İnisiyatifi,
Sosyalist Feminist Kolektif,
Sosyalist Kadın Meclisi,
Taciz ve Tecavüze Son İnisiyatifi,
BDP'li Kadınlar,
DİSK İşçi Kadın Komisyonu,
DSİP'li Kadınlar
EDP'li Kadınlar,
Eğitim-Sen İstanbul 3 nolu Şube Kadın Komisyonu,
EHP'li Kadınlar,
EMEP'li Kadınlar,
Emekli-Sen 3 nolu Şube Kadın Komisyonu,
ESP Sosyalist Kadın Meclisleri
İHD Kadın Komisyonu,
İTÜ Kadın Atölyesi,
Lambda'lı Kadınlar,
ÖDP'li Kadınlar,
SDP'li Kadınlar,
Sosyalist Partili Kadınlar,
TMMOB'li Kadınlar,
TTB Kadın Hekim Kolu,
Yeşiller Partisi Kadınları
kaynak:http://www.marksist.org/haberler/2867-bagir-herkes-duysun-tecavuzculer-yargilansin
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)