24 Ocak 2011 Pazartesi

"Tecavüze Karşı Dayanışmak İçin Muğla'da Buluşalım"

Başıma gelenler ilk değildi ve sesimi çıkarmasaydım son da olmazdı. Benden önce tecavüze maruz bırakılan kadınlar seslerini çıkarmış olsaydı, ben bunları yaşamayacaktım. O kadınlar bugün de ortaya çıkabilir. Kadın örgütlerine başvurabilir ve mücadelemizi güçlendirebilirler.


"Üç yıl önce, sayısını bilemediğim kadar çok erkeğin tecavüzüne maruz bırakıldım. Aralarında öğretmenler, milli eğitim müfettişleri, kamu görevlileri vardı. Her şey profesyonelce düzenlenmişti. Herkesin rolü, konumu, sırası belliydi. Önemli bir ritüeli yerine getiriyormuşçasına hareket ediyorlardı. Başıma gelenler ilk değildi ve sesimi çıkarmasaydım son da olmazdı. Benden önce tecavüze maruz bırakılan kadınlar seslerini çıkarmış olsaydı, ben bunları yaşamayacaktım. O kadınlar bugün de ortaya çıkabilir. Kadın örgütlerine başvurabilir ve mücadelemizi güçlendirebilirler."

Bu sözlerin sahibi, resmi rakamlara göre her dört kadından birinin tecavüze maruz bırakıldığı Türkiye'de, varlığını bilsek de yaşadıklarını bilemediğimiz kadınlardan yalnızca biri.

Üç yıl önce Muğla'da Gebeler Kaplıcası'nda toplu tecavüze maruz bırakıldı. Tecavüzcüler arasında tanıdığı kişiler de vardı. Gündüz birlikte çay içmiş, eşlerinden, çocuklarından söz etmişlerdi. İçlerinden birisi kendisine "Bizim bir erkek grubumuz var" dediğinde, "E ne olacak ki, biz de kızlarla toplanıyoruz bazen" diye geçirmişti içinden. Bu "erkek grubunun" varlık nedenini çok sonra anladı.

Travmatik amnezi yani travmaya bağlı hafıza kaybı yaşadığından, başına gelenleri ancak altı ay sonra hatırlayabildi. O günleri, "karanlıktı" diye anlatıyor. Vücudunda tecavüzün izlerini görebiliyor, korkunç şeyler yaşandığını biliyor, iç sıkıntısı ve depresyon yaşıyordu ama nedenini bilemiyordu.

Tecavüzcüler hem sanık hem tanık oldu
Zihninde tecavüze dair ilk görüntü, tecavüzcüsünden gelen bir telefonla belirdi... Sonra bu bölük pörçük anıların arkası geldi. Görüntülere bir anlam verebildiğinde, güvendiği bir arkadaşıyla birlikte avukata gittiler. Onun yönlendirmesiyle de olaydan altı ay sonra Mor Çatı'nın kapısını çaldılar. Yaşadıklarını anlatabilecek ve hukuki mücadele verebilecek kadar güçlendiğinde, yani olaydan sekiz ay sonra Fethiye Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

Altı tecavüzcü davada "tanık"
"Ortada bir suç vardı ve cezasız kalmamalıydı. Savcılığa başvuracak, suç duyurusunda bulunacaktım. Bana tecavüz edenler de cezasını çekecekti."

Fakat süreç böyle işlemedi. Fethiye savcılığı, talep edilen hiçbir delil toplama işlemini gerçekleştirmedi. İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu'nun tecavüzü doğrulayan bilirkişi raporuna rağmen tecavüzcüleri yargılamaya gerek görmedi. İç hukuk yollarının tükenmesi nedeniyle AİHM'e başvurd. Dosya AİHM'de görüşülmeye başlandı. Adalet Bakanlığı'na yapılan yazılı emir yoluyla bozma başvurusu ise ancak 2010'da kabul edildi.

İki yıldan uzun süren hukuki mücadele sonunda, teşhis edebildiği sekiz tecavüzcüden yalnızca yaşları 18'den küçük olan ikisi hakkında dava açıldı. İlk duruşma, 26 Ocak Çarşamba günü, Muğla'da görülecek. Diğer altısı içinse henüz dava açılmadı. Ancak bu altı kişi 26 Ocak'ta görülecek davanın duruşmasında tanık olarak dinlenecek.

Davanın sonucundan ümitli olmasa da duruşma öncesinde heyecanlı. "Artık önemli olan bu davadan kadın mücadelesinin ne kazanacağı" diyor. Bu nedenle süreci teşhir etmek ve kadınlara cesaret vermek önemli.

Kendisine tecavüz eden erkeklerin ne yaptıklarını bilerek hareket ettiklerini anlatıyor.

"Tecavüzcüler, bunun suç olduğunun farkında. Eğlenmek için suç işliyorlar. Karşılarındaki kadını olabildiğince aşağılamak onlara zevk veriyor. Böylece kendilerini güçlü hissediyor, şiddet duygularını tatmin ediyor ve aynı zamanda da 'kendi kadınlarını' ehlileştiriyorlar. Onlara göre, etrafta tecavüze maruz kalıp ağlayan ne kadar çok kadın olursa onların kadınları da o kadar söz dinler. Dışarı çıkmaz, mini etek giymez, ayaklarını denk alırlar."

"Peki neden ben?"
"Bir erkek neden böyle korkunç bir şey yapar? Peki neden ben?" Başına gelenleri anladığında, bu iki sorunun günlerce zihnini kemirdiğini anlatıyor.

"Tecavüzcüler aptal değil. Karşılarındaki kişiyi bilinçli bir tercihle belirliyor. Genellikle sessiz, sakin, sindirebileceklerini düşündükleri kadınları tercih ediyorlar. Ben de o tiplerden biriydim ya da öyle görünüyordum. Bu kadar direngen olabileceğim aklıma gelmezdi ama böyle ağır bir şiddetle karşılaşınca mücadele etmekten başka bir yolum olmadığını anladım."

Tecavüzcülerin öngöremedikleri şey belki de onun sosyalist hareketin içinden gelen, örgütlü bir kadın oluşuydu.

"Başıma gelenleri sorgularken, olanların erkek egemen kapitalist sistemle bağlantısını gördüm. Yaşadıklarım benimle ilgili değildi. 'Benimle ilgili değilse niye susayım, niye utanayım?' diye düşündüm. Hiçbir kadının, bedenine kendi inisiyatifi dışında dokunulmasına tahammülü yok. Beden dokunulmazlığı hakkımız, cinsel dokunulmazlık iki defa hakkımız. Bu hakkın ihlali ise bir insanlık suçu. Bu, biz sustukça başka kadınların da başına gelen bir suç."

Mücadelesinin tercih değil zorunluluk olduğunu vurguluyor. "Bu insanlar ben başvuru yapar yapmaz cezalandırılmış olsaydı, böyle büyük bir mücadele yürütmek zorunda kalmayacaktım" diyor. Davanın bir an önce sonuçlanmasını ve hayatına yeni bir yön vermeyi istiyor.

"Teoride bildiklerimi yaşayarak öğrendim"
Peki dava sonuçlandıktan sonra neler olacak? Soruyu son üç senesini anlatarak yanıtlıyor:

"İki yıl psikolojik tedavi gördüm. Anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, travmatik amnezi yaşadım. Travmatik amnezi, travmaya bağlı hafıza kaybı demek ki, ben bunu filmlerde görünce gülüyordum. Artık gülmemem gerektiğini biliyorum. Kadına yönelik şiddet ve cinsel şiddet üzerine düşünmeye başladım.

Cinsel şiddete maruz bırakılmış kadınların dayanışma ağı olan Taciz ve Tecavüze Son İnisiyatifi'ni oluşturduk. Birbirimizin varlığını bilmek bize güç veriyor. Çünkü kirlenmişlik, utanç ve yalnızlık hissi çok can yakıcı. Bu hissi ben diğer kadınlarla birlikte aştım.

Kadınlığımızla hesaplaşmaktan vazgeçmeliyiz. Elbette kadınlığınız hırpalanıyor. Sinirli, alıngan, agresif oluyorsunuz. Bunları tek tek deşip onarmak gerekiyor. Ve bu süreçte inisiyatiften güç alıyorum. Tecavüz ve cinsel şiddet kriz merkezleri kurulması gibi bir talebimiz var.

Vücut ağrıları, uyku problemi yaşıyordum. Bunlar dava açıldığını öğrendikten sonra çok azaldı. Ancak o zaman gerçekten mutlu oldum. Dava sonuçlandıktan sonra daha da iyi olacağım. Sanırım kadın mücadelesi içinde var olmayı sürdüreceğim. Başka bir yaşam tarzı nasıl olur, kestiremiyorum." (BB/EÖ)

kaynak:http://bianet.org/kadin/insan-haklari/127329-tecavuze-karsi-dayanismak-icin-muglada-bulusalim

Kadınlar Ayşe Paşalı Davasında Taraf

Ayşe Paşalı davasına müdahillik talebinde bulunan Kadın Dayanışma Vakfı avukatlarından Evren Paydak, "Kadınlar sırf kadın oldukları için öldürülüyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılık devam ettikçe, her kadın ölüm tehlikesi altında. Bu nedenle her kadın suçtan zarar görüyor" dedi.(Burçin BELGE)

Defalarca tehdit ettiği ve şiddet uyguladığı eski karısı Ayşe Paşalı'yı sonunda sokak ortasında öldüren İstikbal Yetkin'in yargılandığı davaya müdahillik talebinde bulunan Kadın Dayanışma Vakfı avukatları ile bireysel başvuruda bulunan farklı mesleklerden dört kadın da kadın cinayetlerinin "münferit" değil "sistematik" olduğunu ve kadın cinayetlerinden tüm kadınların zarar gördüğünü vurguladılar.

Kadın Dayanışma Vakfı avukatlarından Evren Paydak, "Kadınlar sırf kadın oldukları için öldürülüyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılık devam ettikçe, her kadın ölüm tehlikesi altında. Bu nedenle tek tek her kadın bu suçtan zarar görüyor. Bu nedenle tüm müdahillik talepleri kabul edilmeli" dedi.

bianet'in sorularını yanıtlayan Paydak, Ankara Barosu'nun da davaya müdahil olması gerektiğini söyledi.

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf'ın Paşalı cinayetini "münferit bir vaka" olarak nitelendirdiğini hatırlatan Paydak, müdahillik taleplerinin gerekçesini şöyle özetledi:

"Yıllardır ısrarla söylüyoruz. Kadın cinayetleri münferit değil, sistematiktir. Bizim bu davalara müdahalede bulunmayı talep etmemizin nedeni erkekler lehine sudan bahanelerle 'haksız tahrik' indirimi uygulanmasını engellemektir. Cinsiyetçi yargıyı, erkek egemen sistemi teşhir etmektir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılık son bulana kadar herbirimiz tehdit altındayız. Bu nedenle de kadın cinayeti davalarına müdahil olma ısrarımızı sürdüreceğiz."

Hepimiz tehlikedeyiz
Kadın Dayanışma Vakfı avukatları da mahkemeye sundukları katılma dilekçelerinde kadın cinayetlerinin münferit değil sistematik olduğunu, kadına yönelik şiddete karşı mücadele yürüten vakfın suçtan doğrudan zarar gördüğünü ifade etti.

Dilekçede, 2002'de kabul edilen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin 38 no'lu, şiddet kurbanlarının ve onları savunan tüzel kişilerin kurbanla birlikte veya kurban adına dava açılmasını sağlama yönündeki tavsiye kararı uyarınca kadın örgütlerinin kadın cinayeti veya tecavüz davalarına müdahil olabileceği belirtildi. Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu'nun benzer davalara müdahil olabildiği de hatırlatıldı.

Bireysel olarak müdahale talebinde bulunan Aysel Ergün, Ezgi Sarıtaş, Nurşen Ayaz ve Latife Demirci Kahya ise dilekçelerinde, kadın cinayetlerinin son yedi yılda yüzde bin 400 arttığını; 2009'un ilk yedi ayında 953 kadının öldürüldüğünü vurguladı.

Kadın cinayetlerinin bir cins kıyımına dönüştüğünü belirten kadınlar, katillerin cezasız kalması ve sudan bahanelerle haksız tahrik indiriminden yararlanması sonucunda, tüm kadınların bir gün bir kadın cinayetine kurban gitme tehdidinin arttığını söyledi. (BB/EÖ)

kaynak:http://bianet.org/bianet/kadin/127310-kadinlar-ayse-pasali-davasinda-taraf

24 Aralık 2010 Cuma

A.P.'nin Katili Yalnızca Kocası Mı?

Ankara'da A.P.'yi döven, tecavüz eden, bıçak zoruyla kaçıran, evine gidip tehdit eden ve sonunda öldüren eski kocası, tutuklandı. Peki ya İ.Y.'yi mahkemede serbest bırakan hakime, A.P.'nin suç duyurusuna rağmen İ.Y.'yi gözaltına almayan, koruma kararı vermeyen savcıya ne olacak? (Burçin Belge)


Ankara'da A.P.'yi sokak ortasında bıçaklayarak öldüren eski eşi tutuklandı. İ.P.'nin can güvenliği bulunmadığı için savcılığa suç duyurusunda bulunduğu ve iki kez koruma istediği ancak savcılığın İ.Y.'yi gözaltına almadığı, mahkemeninse koruma talebini "aralarında evlilik bağı kalmadığı" gerekçesiyle reddettiği ortaya çıktı.

Dövdü, tecavüz etti, kaçırdı, tehdit etti, öldürdü

Habertürk gazetesinin haberine göre, A.P. (42), 2006'da İ.Y.'den (45) boşanmak için dava açtı, aile büyüklerinin araya girmesi üzerine davasından vazgeçti.

2009'da İ.Y., A.P.'yi önce dövüp sonra da tecavüz etti. "Cinsel saldırı" suçuyla çıktığı mahkemede "Eşimi çok seviyorum, pişmanım" deyince tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Çift Haziran 2010'da da boşandı.

İ.Y., iki ay önce A.P.'yi bıçak zoruyla kaçırdı. Barışmayı kabul etmezse A.P.'yi öldüreceğini söyledi. Birkaç gün sonra iki arkadaşıyla birlikte A.P.'nin evine gidip ölüm tehditlerini yineledi.

A.P., savcılığa suç duyurusunda bulundu, "Hepimizin hayatı tehlikede" diye dilekçe verdi. Savcılık ise Yetkin'i gözaltına almadı; sadece Paşalı'yı evine polis otosuyla gönderdi.

A.P. bu kez de avukatı Elif Kabadayı Tatar aracılığıyla mahkemeye başvurarak "koruma" talebinde bulundu. Mahkeme, aralarında evlilik birliği kalmadığı gerekçesiyle bunu reddetti.

İ.Y., 7 Aralık'ta A.P.'yi 10 yerinden bıçaklayarak öldürdü. Bir arkadaşının evine saklanan zanlı, arkadaşının polisi araması üzerine yakalandıktan sonra tutuklandı.

İ.Y. ilk değildi
Şeyma Güneş (17), Mediha Baştürk (19) ve Sıdıka Platin (30) de ailelerinden ve eşlerinden şiddet gördükleri için sığınmaevine başvurdukları halde korunamamıştı. Şeyma'yı kardeşi, Mediha'yı kocası öldürmüştü. Mediha'yı kocasıyla polisler barıştırmıştı. Sıdıka ise hastaneye, kulağını kesen kocasına mahkeme kararıyla teslim edildikten yalnızca altı ay sonra hhem de komada dönmüştü.

Üstelik onlar yalnız değildi, yalnızca gazetelere haber olduğu için not edebildiklerimizdi.

bianet'in gazetelere, internet sitelerine ve ajanslara yansıyan haberlerden derlediği çeteleye göre, erkekler 2010'un ilk 11 ayında en az 199, 2009'da 198 kadını öldürdü.

Yaşananlar gösteriyor ki, Türkiye'de devlet kendisine sığınan kadınları koruyamıyor. Devlet görevlileri, can güvenlikleri bulunmadığı için korunma talep eden kadınları şiddet ortamına geri gönderiyor. Hakim ve savcılar erkekleri koruyan kararlar verdikçe, kadınlar ölüyor.

Oysa kadınlara güvenli bir hayat sağlamak, Anayasa'ya, yasalara ve uluslararası sözleşmelere göre, devletin görevi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Haziran 2009'da kocasından şiddet gören Nahide Opuz'un başvurusunu "devlet tarafından korunmadığı" gerekçesiyle haklı bularak Türkiye'yi tazminata mahkûm etmişti.

Kararın ardından İçişleri Bakanlığı ile Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı arasında bir protokol imzalanmıştı. Protokole göre, kadın karakola gittiğinde şiddeti belgelemesi beklenmeden tutanak tutulması, eve gitmek istemezse sığınağa yönlendirilmesi gerekiyor. Ancak protokol hayata geçirilemiyor.

Ankara'da eski eşi A.P.'yi döven, tecavüz eden, mahkemede "pişmanım" deyince serbest bırakılan, bıçak zoruyla kaçırıp ölümle tehdit eden, kapısına dayanıp "Benimle barışmazsan öldürürüm" diyen ve sonunda dediğini yapan İ.Y. yakalandı.

Erkeklerse kadınları öldürmeyi sürdürüyor. Peki ya görevlerini yerine getirmeyen, kadınları korumayan polis, savcı ve hakimlere, kadına yönelik şiddetin önlenmesini sistemli bir devlet politikasına dönüştürmeyen devlet yetkililerine ne olacak? (BB)

Kaynak:http://bianet.org/bianet/kadin/126797-a-p-nin-katili-yalnizca-kocasi-mi